Enerji Kaynaklarında Çeşitlilik ve Çevre Sorunları


Admin

Administrator
#1
Enerji Kaynaklarında Çeşitlilik ve Çevre Sorunları

enerji-kaynaklari-cevre-sorunlari.jpg


Teknolojideki ilerlemeler, insan sayısının artması, insanın dünyaya egemen olma düşüncesi enerjiye olan talebi hızlandırıyor. Şüphe yok ki her enerji elde etme türünün çevreye belli oranda olumsuz etkisi oluyor. Ayrıca gelecek nesiller için fosil yakıt yataklarından, kömürün 250 yıl petrolün ise 50 yıl sonra tükeneceği düşünüldüğünde bunların yerine yeni enerji kaynaklarının yapılandırılmasının ne kadar gerekli olduğu ortaya çıkmaktadır. Enerji, ekonomik ve sosyal kalkınma için temel girdilerden birisi durumunda.

Artan nüfus, şehirleşme, sanayileşme, teknolojinin yaygınlaşması ve refah artışına paralel olarak enerji tüketimi kaçınılmaz bir şekilde büyümektedir. Buna karşılık enerji tüketiminin mümkün olan en alt düzeyde tutulması, enerjinin en tasarruflu ve verimli olarak kullanılması gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi doğanın korunması gözetilerek, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve tüketimde daha büyük oranlarda yer alması için önlemlere başvurulacağı Ülkemiz Beş Yıllık Kalkınma Planları’nda daima vurgulanmasına karşın günümüzde dünyaca terkedilen yada kullanımı askıya alınan nükleer enerjinin tek çare olarak görülmesinin yanlış bir eğilim olduğu söylenebilir.

YENILENEMEZ ENERJI KAYNAKLARI

Fosil yakıtlar ve hidrolik kaynakların yer aldığı bu tür enerji kaynakları Türkiye’de geçmişten günümüze değin geniş bir yepazede kullanılıyor. Türkiye’nin kömür rezervi dünya kaynak varlığının %1’i civarında olup petrol ve doğalgaz rezervlerinin ise son derece kısıtlı olduğu biliniyor. Yurdumuzda 2000 yılı itibariyle rezervuarlarımızda bulunan doğalgazın toplam 18,5 milyar m3 olduğu belirtiliyor. Yaklaşık 45.000 metrik ton üretilebilir petrol kaynaklarımız yanında halen ülkemizde büyük miktarlarda ham petrol ithal edilerek rafinerilerimizde işleniyor. Toplamda 8.450.360.000 tonluk linyit rezervlerimiz görünürken kömür gibi termik santral yakıtı olarak veya sentetik petrol üretimi için kullanılabilen bitümlü şist ise toplamı 1.5 milyar ton rezervi ile ortada duruyor. Ülkemizde çoğunluğu Zonguldak yöresinde yer alan taşkömürü rezervimizin (422 milyon ton) %38’ lik miktarı görünür durumda bulunuyor. Brüt olarak 40.150.000 GWh miktar olarak bilinen Dünya hidroelektrik potansiyelinin 3.150.000 GWh kısmı Avrupa’da ve bunun 433.000 GWh kısmı (Avrupa potansiyelinin % 16 sı civarında) Türkiye’de yer alıyor. Ülkemizdeki çeşitli hidrolojik havzada bulunan nehirlere kurulu santrallardan ülkemiz için 433 milyar kWh/yıl değerinde bir enerji potansiyelimizden söz edilir. Yeni veriler yerli enerji üretimindeki %25,5 miktarı olan odun ve tezek kullanımıyla evsel ısıtma yapıldığını ortaya koyuyor. Enerji ormancılığı ve enerji tarımının geliştirilmesi ve enerji ormancılığı için uygun alanların halen değerlendirilmemiş durumda olan %85’i beklemektedir.

YENI VE YENILENEBILIR TEMIZ ENERJI KAYNAKLARI

Fosil yakıtlarını esas alan enerji kullanımı ile kısmen dışa bağımlılık, yüksek ithalat giderleri ve çevre sorunları gibi önemli olumsuzluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle yerel ve doğal konumunda olan yenilenebilir temiz enerji kaynakları gelişen ülkelerde artarak daha geniş kullanılıyor. Yanma sonucu ortaya çıkan CO2 emisyonlarının azaltılması da küresel ısınmanın kontrol edilmesi açısından büyük önem taşıyan günümüzün en büyük çevre sorununa bu yolla çözüm getirilmesinde bilimsel olarak da fikir birliğine varıldı.

Dünyada sınırlı olan fosil yakıt rezervlerini tüketmeden onları olabildiğince korumak düşüncesi de yenilenebilir temiz enerji kaynaklarının kullanımının nedeni oluyor. Güneş enerjisi bakımından ortaya konulan araştırma değerleri ülkemizin oldukça önemli bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Gerekli yatırımların yapılması halinde Türkiye yılda birim metre karesinden ortalama olarak 1.500 kW saatlik güneş enerjisi üretebilir.

Bu enerji kaynağına yönelimlerin bireysel çabalara bırakılmaya gerek kalmayacak şekilde devletçe özendirilip desteklenmesi gerekiyor. Rüzgar enerjisi türbinleri, atmosferdeki sıcaklık ve basınç farkından oluşan rüzgarın kinetik enerjisini mekanik enerjiye dönüştüren mekanik araçlardır. Rüzgardan enerji üretimi için mevcut potansiyelin ve uygun yerlerin belirlenmesi kapsamında EIE tarafından ağırlıklı olarak Ege ve Marmara olmak üzere çeşitli bölgelerde ölçümler sürdürülmesine rağmen son 4 yıl içerisinde elektrik üretiminde kurulu güç toplamının 18,9 MW değerinden bu gün itibariyle 80 MW değerine ulaştığını görüyoruz. Bu alandaki açığımızı daha hızla kapamamız gerekiyor. Çünkü bu enerjide geleceği gören Kanada’da 2006 yılı itibariyle 943 MW’lık kurulum mevcut olup planlanan ise 2811 MW civarındadır.

Etrafı denizlerle çevrili olan ülkemizde deniz kaynaklı enerjilerden yararlanılması amacına yönelik dalga enerjisi santralleri üzerine yapılmış hemen hiç çalışma bulunmuyor. Halbuki uygulanabilir alanların belirlenmesi için gerekli çalışmalara hemen başlanabilir. Yine 21. yüzyılın yakıtı olarak varsayılan hidrojen enerjisi bir birincil ya da doğal enerji çeşidi olmayıp, bir başka enerji tüketilerek elde olunan sentetik yakıt durumundaki enerji taşıyıcısıdır. Giderek artan çevre sorunu ve küresel ısınma, tükenen hidrokarbon kaynakları hidrojen gibi sentetik yakıtları cazip duruma getiriyor. Hidrojen motor yakıtı olarak kullanılabildiği gibi sanayide, elektrik üretiminde, konutlarda güvenle kullanılabilir özellik taşıyor. Türkiye, hidrojen elde edilmesi için gerekli olan su bakımından hiçbir zaman sıkıntı olmayacak ülkeler arasında geliyor. Bu enerji kaynağı alanındaki araştırmaların özendirilip desteklenmesi gelecek için önemli yararlar sağlayabilir.

JEOTERMAL ENERJİ KAYNAKLARIMIZ

Bugünün enerji kaynakları yenilenemeyen enerji kaynakları (kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer enerji) ve yenilenebilen enerji kaynakları (odun, bitki atıkları, jeotermal enerji, güneş, rüzgar, hidrojen, hidrolik, gelgit ve dalga enerjisi) şeklinde sınıflandırılıyor.

Arz güvenliği ve kaynak çeşitliliği sağlamanın yanısıra, ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemelere uyulabilmesi, Avrupa Birliği yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, iklim değişikliği, sera etki, küresel ısınma, asit yağmurları vb. gibi yerel, bölgesel ve küresel ölçekli çevre sorunlarının üstesinden gelebilmek için enerji üretiminde kaynak seçiminin doğru, güvenilir ve fizibil olarak yapılması oldukça önemli. Işte burada karşımıza çevreye saygılı ve temiz kaynak olarak jeotermal enerji çıkıyor. Bu enerji kaynağının kullanımı M.Ö. 1500 yılları kadar çok eskilere dayanıyor. Antik çağdan günümüze değin jeotermal enerjinin insanoğlu tarafından kullanılması yollarının araştırılması onun zararsız, temiz ve yenilenebilir olmasından kaynaklanıyor. Tüm Dünya’da bu çevre dostu enerji kaynağının aranması, geliştirilmesi ve ondan yararlanma çalışmaları konusunda halen giderek artan çok sayıda araştırmalar sürdürülüyor. Nisan 2005’de Antalya’da gerçekleştirilen Dünya Jeotermal Kongresi’nde (www.wgc2005.org) sunulan bilimsel çalışmalardan bunu kolayca anladık. Konum olarak dünyanın genç tektonik kuşağı içinde yer aldığından Türkiye doğal olarak daha çok miktarda jeotermal enerji kaynaklarına sahiptir.

Dünyanın genç tektonik kuşakları içerinde yer alan ülkemiz doğal olarak çok miktarda jeotermal enerji kaynaklarını bulunduruyor. Ülkemizde bilinen 1500 adet kuyu ve doğal su (sıcaksu ve mineralli su) çıkışları olup aktif tektonik özelliğinin ürünü olarak bu enerji kaynağı çoğunlukla Ege bölgesinde kümelenmiş görünüyor. Jeotermal sahalarımız büyük bir çoğunlukla orta ve düşük sıcaklıklı sahalar olup bilinen jeotermal sahaların %95’i hacim (konut-sera) ısıtma uygulamalarına uygun görünüyor. Jeotermal enerji ile günün 24 saati kesintisiz ısıtma yapılabilir. Ülkemizin jeotermal potansiyeli 31500 MWt (5.000.000 konut ısıtma eşdeğeri) olup toplam konut miktarının %30 olarak tahmin ediliyor. Bu rakamın gerçekleştirilmesi sağlanırsa ne kadar mükemmel bir ekonomik kazanım elde edileceği ortadadır.

NÜKLEEER ENERJİ SANTRALLERİ

Yenilenebilir yeni enerji kaynaklarını kısaca sıraladık ve bunlardan jeotermaldeki çarpıcı potansiyelimizi ön plana çıkardık. Tercihi gündemde olan nükleer enerjideki durumu ortaya koyalım. Elektrik üretim teknolojilerinden birisi olan nükleer teknoloji 1970’lerde altın çağını “sayaçsız enerji” diye yaşarken 1986 Çernobil faciasından sonra sorgulanmaya başlandı.

Kurulum, üretim-işletim ve güvenlik maliyetlerinin yüksekliği, 35-40 yıllık ömürleri içinde sıkça arızalanmaları, uzun (ortalama 10-15 yıl) yapım süreleri göz önüne alındığında acil bir enerji ihtiyacına çözüm getiremez gibi görünüyor. Sayılan nedenlerden dolayı ve belki de temiz-güvenli olmayışından dolayı Dünyada önemli sayıda ülkenin nükleer enerjiye ilgisi azaldı. Danimarka-Yunanistan-Irlanda-Lüksemburg-Avusturya-Portekiz Enerji üretimi için nükleer teknoloji kullanmıyor. Nükleer santrallarda güvenlik ve özellikle atık sorunu halen çözüm bekleyen en önemli unsur olarak ön plana çıkıyor. “Çernobil’e kadar olan bilinmeyen 400 nükleer santral kazasının gizlendiği öne sürülüyor. Saklanması için lisanslı depolama alanlarının bulunmasında zorlukların yaşanması nedeniyle nükleer atıklar ülkelerin çeşitli yerlerinde depolanmış olarak bekletiliyor. Bu atıklar milyarlarca ek maliyet getirmesinin yanında, çevre açısından çok ciddi bir tehdit olarak ortaya çıkıyor. Deprem kuşağında olan ve “güvenlik kültürü” nün yerleşmediği ülkemizde nükleer enerji santrallarının ekstra bir tehlike kaynağı gibi görmek zor değil.

Geçtiğimiz yıl Tuzla’da ortaya çıkan zehirli variller gibi çevre felaketinde organize tedbirlerin ortaya konulmasında yaşanmış zorluklar, bir nükleer santral felaketine karşı toplum bilinci-eğitimi ve eylem planları oluşturulmasını zorunlu kılıyor. Ülkemizi çevreleyen ve eski teknolojilere göre kurulmuş çok sayıdaki nükleer santralda ne kadar önlem alındığı bilinmiyor.

Yakın zamanda (Ağustos, 2004), gelişmiş bir ülke olan Japonya’nın başkenti Tokyo’nun kuzey batısındaki Fukui’de bulunan Mihama nükleer santralı’nda meydana gelen sızıntı nedeniyle en az 4 kişinin hayatını kaybettiği kazanın nedeni bilinmiyor. Japonya’da bundan önce bir nükleer santraldaki en ciddi kaza 1999 yılında uranyum geliştirilen Tokaimura tesisinde gerçekleşmişti. Radyoaktif sızıntı nedeniyle 2 kişi ölmüş, tesis yakınlarında yaşayan binlerce kişi evlerinden tahliye edilmişti. Komşu ülke Iran’daki nükleer tesisleşme tehlikesini dikkate almazsak nükleer risk haritasına bakıldığında Türkiye’nin ne kadar temiz bir konumda kaldığı gözleniyor.

ENERJİ KAYNAK ÇEŞİTLİLİĞİ VE ÇEVRE

Nükleer santral yerine yenilenebilir temiz enerji ve özellikle jeotermal enerjiyi hızla devreye sokmak en akılcı bir çare olarak görünüyor. Çevreye saygılı jeotermal enerjinin doğrudan kullanım gibi seçenekleri ile azımsanamaz ekonomik kazanım sağlayabileceği gerçek bir olgu. Enerji üretiminde seçenekleri ve çevresel etkileri gösteren Tablo incelendiğinde fosil yakıtlı santral ve nükleer santral kullanımında gelişen çevre sorunlarının yenilenebilir enerji kaynaklarında hiç sayılacak kadar gözlenmediği anlaşılıyor. Bu tabloda yeşil renk zararsızlığı, kırmızı renk ise zararlı oluşu işaret etmek için kullanılmıştır. Jeotermal enerji üretimi, sürdürülebilirlik ve yenilenebilirlik duyarlılığı ve gerekliliği göz önüne alınarak tasarımlanan ve işletilen sistemlerde pratik ölçülerde tükenmez bir enerji kaynağıdır.

Gelişmiş ülkeler enerjide bağımlılık oranını hızla aşağı çekip, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelirken, işlevini tamamlamış enerji teknolojilerini de geri bıraktırılmış çevre ülkelerine aktarmak yollarını deniyorlar. Ülkemizde, enerji tasarrufu ve verimliliği alanlarında bilimsel çalışmalarla desteklenen merkezi projeler geliştirilmeli ve elektrik dağıtım şebekelerindeki kayıp-kaçak oranı, yüzde 20’lerden OECD seviyeleri olan ortalama yüzde 6’lara çekilmelidir. Sonuç olarak yazımızda yapılan analizler, nükleer enerjinin ülkemizin enerji ihtiyacı için son ve tek çare olmadığını işaret ediyor.


Dünya Nükleer Enerji Santrallarındaki Durum

Kanada;1978 den itibaren nükleer santral siparişi yok.

Fransa; 1997-2010 yılları arası için nükleer santral programını askıya aldı.

Avusturya; 1978 de biten santrali halk oylaması sonucu kapandı.

Filipinler; Mühendislik hatası ve güvenlik nedeniyle santral kapatıldı.

Brezilya; Henüz tamamlanan ikinci ve 1.1 milyar harcanan üçüncü santralden vazgeçildi.

İsveç; Elektriğin %40 miktarinı elde ettikleri tüm santralleri 1980 yılındaki refarandum sonucu 2010’a kadar kapattılar.

İtalya; 1987 de yapılan refarandumdan sonra nükleer sanrallerden vazgeçip mevcut olan 4 tanesini de kapattı

Almanya; 1982 yılından bu yana santral siparişi vermiyor. İki santralini kapattı

İspanya; 1984 yılında bitten iki santrali hiç işletmeden kapattı

ABD; 1978 den itibaren nükleer santral siparişi yok. 1984 de bitmiş santral hiç çalıştırılmadan kapatıldı.

Kaynaklar:

1. Çağlar I, 2000. Jeotermal Cenneti Türkiye: CBT Dergisi, Sayı 710.

2. http://www.ipta.demokritos.gr/erl/nu_risk-10.ht-ml

Kaynak: www.ekolojimagazin.com
 


Reklamlar

Facebook

Üst